Serüven'in Hikayesi

Serüven'in Hikayesi diyoruz başlarken. Her yol gibi bizimkisi de bir hikaye ile başlıyor elbette. Meramımızı en kısa şekilde anlatmanın yolu, veciz bir araca binmekle olsa gerek. İşte siyah beyaz bir hayattan, renkli ve öze dönüş ile tebessüm ettiren hikayemiz. 

 

Grinin etki alanından kurtulmak istiyoruz.

Yeşili özledik, maviye imrendik.

Kurtulmaya karar verdik tüm ağırlıklarımızdan.

Tabiatın alfabesi olan topraktan yaratılan insanın, harflerden;özünden kaçışına şahit olduk!

Doğaya dönmeli insan!

Dertlenmeli ve bir şeyler yapabilmeli!

Bir çanta, bir anahtar ve sevdiklerimiz.

Ve başlıyoruz...

Ey okuyucu, yani bu satırlar aracılığı ile şu an itibariyle yol arkadaşım. Henüz ismini bilmiyorum. Belki an itibariyle bunun bir anlamı da yok. Bu yüzden sana rüzgar diye hitap etmek istiyorum...

 

Ey rüzgar!
Kimbilir hangi boşlukları doldurdun da sığamadın ve geldin.

Ey rüzgar!
Hangi engeller seni alıkoymak istedi de duramadın ve geldin.

Ey rüzgar!
Ne tüneller seni cezbetti de yönelmedin ve geldin.

Belki bir boşluk, bir engel veya bir tünel addediyorsun beni
Rüzgarın da sükunete ihtiyacı vardır, meltemini giyin ve dinle...

Bir nefes ile başladık suya üflenen
Sabrı ulaşamayarak öğrenen
Acı kapısından geçip daldık haz deryasına
Keşfettikçe yükseldik nesnellikten varlığa

Kimisine çok şey söyler bu dizeler rüzgar, kimisine ise saçmalık
Rüzgarların aşamadığı dağ var mıdır?

Şu an meltemsin diye hiç kasırga olmadığını düşündüğümü mü sanıyorsun?

Sinirlenme. Melteminden hali hazırda vazgeçme.
Elbet sana da gelecek söz, eseceksin dilediğin gibi...

Dairesel tekrarlar ile büyüdün
Tırmandıkça var oldun
Vakta ki yumurta çatladı
Alemi ‘ben’ kapladı

Bir şeyler hatırladın mı rüzgar? Biraz daha sabret...

Ne köyler gördün, bir güzel aşkına kavgaların koptuğu
Saçlarını okşadın güzelin,
Maşuku aşka getirdin de
Kavga ateşini söndüremedin...

Ne kasabalar gördün, bir ekin sevdasına savaşların sürdüğü
Sarı başakları ipeğe dokunur gibi taradın,
Düşleri toprak olana sevda verdin de
Savaşın yangınını bitiremedin...

Ne şehirler gördün, bir boşluk sevdasına kıyametlerin koptuğu
Kimseye sözün geçmedi mi?
Gri duvarlardan başka bir şeye dokunamadın mı?
Yıkılan dünyalar, kurulun cennetler, açılan karanlık çukurlar...

Evet. Karanlıkta eskimiş bir asfalt üzerinde usulca yaprakları yürütüyorsun. İp kullanmayan bir kukla ustasısın sen. Dilediğine dokunuyor, iradeni gizleyerek günah keçileri besliyorsun.

Çiftliğine imrenmedim değil. Sahi nasıl büyütüp besledin bu kadar şeyi?

Bir amaç için ortaya çıkarılmıştın halbuki sen. Ne için ‘var’ olduğunu unuttun mu yoksa.

Hatırlatmak isteyenlere karşı ıslık seslerini işittiriyor olmalısın. Neden bu unutmayı tercih ediş?

Sen hiçbir yere hapsedildin mi rüzgar? Bir yerde kapalı kalıp o ihtişamlı kuvvetinle duvarlara çarptın mı?

Şiddetle eserek girdiğin kuyuyu hatırlatayım sana! Sabah akşam, gece gündüz. Sürekli eserdin. Hiç durmayacakmış gibi. Şehirlerde kol gezerdin. Unutmuştun öteleri. Duvarlar çarptıkça kaybettin aklını. Bir sersem gibi bir o yana bir bu yana estin. Kimi yerde az da olsa ehlileştirildin ama o da ne? Sen ki ey rüzgar! Kim sana sersem diyebilir? Kim seni ehlileştirebilir? Bir günde yerle yeksan edersin o betondan dev cüsseleri! Senin karşında ateş bile duramazdı değil mi?

Peki ya bu bir yangın ise?

Estikçe daha çok yakmış olmayasın?

Neyse seni zorda olsa kapatmıştık bir kuyuya değil mi?
Bak boşlukları doldurmaktan aldığın enerjin kayboldu?
Bu kuyuda yoksun!
Kaba gelecek belki ama hapsoldun.

İşte karanlık kapladı her şeyi...
Kuyu çekti tüm enerjini.
Düşünmen için vakit gelmedi mi?
Kurtul seni bağımlı kılan bu şehirden

Övgüler rüşvetti sana
Büyüklüğünün büyütülmesi de
Ehlileştirilmene kör oldun
İpsiz kukla ustasısın sen rüzgar, söyle kimin kuklası oldun?

Üzülme, seç, yaşa ve öde
Birazdan kuyunun kapağı yeniden aralanacak farkında mısın?
Ya alkışa koşacaksın
Yandıkça alkışlanacak
Alkışlandıkça kendini yakacak
Yaktıkça da yok olacaksın!

Ya da ereceksin uzaklara
Dağlar büyük baba olacak
Kimi zaman kızacak patlayacak karşında
Kimi zaman ise alacak kollarının altına
Bazen ise ak sakallarından üşüyerek süzüleceksin

Nehirler bir sevgili olacak senin için
Kıvrım kıvrım kıvrılacak
Nezaketi ile seni mest edecek, içini okşayacak
Dokundukça şırıldayacak sana
Bir ezgi ki üflendiğin o suyu hatırtacak sana!!!

Söyle rüzgar? Çıkar artık meltemini üstünden!
Ya dön köle olduğun şehre
Ya da çek bir nefes tabiat denen bizden
Başla yaşamaya kendi SERÜVEN’inden,

şimdi söz sende...

Düştük yollara;

"Rüzgar Nereye, Biz Oraya..."


 

SON KÖŞE YAZILARI