Bir Antropolog Gibi Olabilmek

İnsanların yaşama stili ya da hayatı anlamlandırmada gösterdikleri çeşitlilik, antropologları antropolog yapan olmaz ise olmazların başında geliyor.

 

Aslında bu bilimi benimseyen insanların en büyük şansı türümüzün kabile kabile, millet millet yaşama alışkanlıklarını edinmiş olmasının hikmet penceresi ile araştırabilecek olmaları. Çevre koşullarının insan hayatında ne kadar etkili olduğunu anlamak bu çeşitliliğin ilk nedeni olarak göze çarpıyor.

 

 

Özellikle Anadolu gibi dört mevsimin bir arada göründüğü topraklarda bunu anlamak çok daha kolay olabilir.

 

 

Burada vurgulamadan geçemeyeceğim bir ayrıntıyı belirtmekte fayda var. Mevsim değişikliği, bedenin mukavemetinin çeşitlilik göstermesi demek. Başka bir açıyla beslenme alışkanlıklarının farklılaşması demek. Bir diğer pencereden ise insanların ihtiyaç dairelerinin aynı kaynağı seçememeleri demek.

 

 

 

Çerçeveyi daha da genişletecek olursak kutuplarda yaşayan bir popülasyon ile ekvatorun yakıcı sıcağında hayatını idame ettiren halkların farklı dayanıklılığa sahip olmadıkları gözlemlenir. Beslenme alışkanlıkları ve buna bağlı olarak günlük ayrılan iaşe miktarı, alınması gereken enerji bile ciddi farklılıklar gösterecektir.

Üzerinde özellikle durduğum iklim farklılıkları, kültürleri farklılaştıran başlangıç noktalarından sadece biri. Buna inanç, dil, sanat ve bilimi de ekleyebiliriz. Ancak daha da önemlisi bunları tetikleyen insandaki merak, en iyi olma, kıskançlık, benlik ve milliyetçilik gibi duygular. Egemen liderin taşıdığı hakim hislerin toplumu da yönlendirdiğini tarih bize anlatıyor. İslamiyet’ten önceki ve sonraki Türk kültürü bunu gayet açıkça ortaya koyuyor.

Şüphesiz az önce ifade ettiğimiz her bir duyguyu incelemek için sayfalar dolusu düşünceleri ortaya koyabiliriz ama bunu başka bir araştırma sahası içerisinde değerlendirmek gerekiyor.

 

 

Son birkaç yazıda ağırlık verdiğim kültürel çalışmalarda, toplumun atomu olan insanın davranış şekillerini ve yaşam biçimlerini araştıran antropolog tıpkı bir atom fizikçisi gibi insanın farklı mekan ve ortamlarda ortaya koyduğu ‘genel tepkiler’i inceler. Bu bilim insanını birkaç metrekarelik bir laboratuar ile sınırlandırmanız mümkün değildir. O yaşar. Yaşarken incelediği toplumun her hareketini dikkatle inceler.

 

 

 

Bu nedenle antropolog olmak gibi bir hayatın hayalimde önemli bir yer olarak kaldığını da vurgulamadan geçemeyeceğim. Kim bilir; belki de olmak istediğim ama olanakların mecburi istikamet ile beni alı koyduğu bir ütopya benim için. Olsun, ara ara da olsa bu sayfalar aracılığıyla bir nefes çekebilmek güzel şey nihayetinde…

 

 

Öyle ya; insanların neye güldüğü, nasıl güldüğü, ne için güldüğü, ne kadar güldüğü, gülenin gülmeyene nasıl baktığı, ne şekilde gülenlerin toplumdan dışlandığı gibi birçok davranışı tek tek not eden bir bilim insanı olmayı kim istemez ki?

 

 

Sadece gülmek fiilini bir anahtar gibi kullanarak çocukluğu, yetişkinliği, çocuk yetiştirmeyi, yaşlılığı kategorize etmek? Tıpkı Ruth Benedict gibi. İki farklı insan topluluğunun kültürünü en ince detaylarıyla formüle tarzlar ile ortaya koyan bir çift araştırmacıgöz.

 

 

Her şeyi kaydetmek adına olabildiğince az dinlenmesi gerekiyor. Fakat sahip olduğu beynin yaşadığı öğrenme hazzı nedeniyle, bunu heyecanla gerçekleştiriyor. Kültürel çözümleme hususundaki araştırmalarını, antropologlar hep büyük bir içtenlikle ortaya koyuyorlar.

 

 

 

Birçok bilim dalının gözlem ve deneye dayalı oturan temeline karşın antropolojinin bir özelliği toplumun ezberlerini zorluyor. Çünkü incelediğiniz kitleleri yaşamadan antropolog olamazsınız. Bu ise kültürel çalışmalarda reel verilere ulaşmak için o kadar çok önemli ki!

 

 

Uzaktan izlemekle, bakarak ya da gözlemleyerek gerçek veriye ulaşamıyorsunuz. Malum, insan o kadar farklı bir varlık ki doğal halinde yakalamak için bir nevi görünmez, ya da fark edilmez olmanız gerekiyor.

 

 

İlk seçenek imkan dahilinde olmadığından tek çareniz onlardan biri olmaktan geçiyor. O kültürü teneffüs ettiğiniz anda geleneklerini yudum yudum tattığınız anda ancak gerçek bir kültür gözlemcisi olursunuz.

Böyle bir ideale olabildiğince yaklaşmak ve belki de günün birinde ulaşmak ümidiyle…

 

salim.goren@seruven.org.tr

 

Bir yorum yaz

error: İçerik Koruması!