Ayakkabının Dili

Pencereden baktığında hafif bir rüzgârın esintisini görürsün, camların kaygan ve kırık yüzeyinde. Tüm bedeni sarılı bir şekilde çıkıyor sokağa sadece bir hakkı var, sokaklar bomboş savaş sonrası hüznü dağıtmış gibi…
Yürüyüşleri sakin ama korkak, ne olacağını kendisi de bilmiyor sadece tanınan bir hakkın değerini ölçüyor içinde, zihni karışık ne yapacağını bilmiyor, suskunluk değer kaldırmaz bu sokakta ilk önce konuşacaksın ama bağırmadan, peki hiddet var mı? O zaten doğasında var bu işin, kalın ceketlerin içinde kaybolan insanlığın rehberleri dolanıyor kaldırımlarda muhtemelen iş arıyorlar, baka kalacaksın onlara, sadece göz ucu dokun, sessiz ve bir o kadar da sert.
Camları kırık gençler dolanıyor aralarda, hayalleri un ufak olmuş serzenişleri ile sigara içiyorlar, her bir duman yeni bir haykırışın anlamını veriyor bizlere, bizler ise sadece bakacağız, ama iyi bakacağız, kırık yerlerine basmadan, acıtmadan bilgece bakacağız.
Toprağa her basışta bir o kadar da düşün vereceğiz zihinlerine, çıplak ayakların toprakla her teması çıplak zihinlerine bir ışık yakacak, peki bilgisizce gezen bir bilgenin parmak uçları gibi nasır tutmuş beyinleri ne yapacağız?
O iş biraz zaman alabilir, kesin bir yanıt bulmak zor, nedeni kendi içinde aramalı insan. Oyun sahnesinin bir aksesuarı gibi cansız bir yerlerde duran kişilerin ihtişamlı dillerini göreceksiniz, biraz sabır duyulsa iyi olur; cansız beden ve ruh, ruhun canlı organizmada hayat bulmuş halini ayaklarda göreceksiniz, ayakların ucundaki sinir ucunu hisseden varlıkların olmak ve olmamak arasında gittiği bir sokak dünyasını göreceksiniz.
Varlık olmanın hissini yaşamayı bilmeyenleri, kavramları anlamsızlaştıran beyinleri ve neden hep bir sinir ucu halinde nasırlaşmış ayakların maceralarını okuyacaksınız. Kesin bir bilgi gibi ağızdan çıkan her bir kelimenin, sözcüklerle dansını, her elin ucunda yaşamı yöneten parmakları duyacaksınız. O parmaklar bazen düşük bazen yüksek ama sadece bir araç olacak.
Yanılsamalar diye bir şey yok bu yaşamda, her bir ayna her bir cam ve her bir insan olacak. Sadece kendi olacak, sadece öz varlığın hisselerini duyacak, nereye baksa bir cam nereye gitse bir ayna olacak.
Hangi adımı atsa orada bir yaşam sarmalı olacak, attığı her adımın özünü bilemeyecek, onu taşıyan ayakların bir kesitini göremeyecek, zihinlerinde aynalaşmış duyguları görecek bir değil milyonlarca öz duygu ile karşılaşacak, susacak ve aynı zamanda susturacak…
Bir beden düşününki bastığı her zemine not bırakacak, yazılacak o kadar şey var ki, belli etmeden, düşündürmeden sadece not alacak. Kalın betonlardan geçerken plastik bir koruyucunun üzerinde kendini güvende hissedecek.
Ayakkabının bir dili olsa da konuşsa diyebilecek miyiz?
Konuşacak, belki de duyulacak.

Bir yorum yaz

error: İçerik Koruması!